Her şeyin genel bir şekli yapısı biçimi olması gerekir. İnce düşünülmüş tasarımlardır bunlar. Güzel bir parfüm şişesi mesela.
Parfümün kokusu kadar kokunun şişe ile birlikte görüntüsünün önemli olduğu hatta bazen daha önemli olduğu anlarda olur. Bunlar aslında çok benzer konular. Kimileri gazeteleri yada dergileri resimlerini inceleyerek okuduklarını düşünürken kimiside biçimlere takılır.
Biçim ve biçimsizlik arasında bilinçsiz bir denge olduğunu düşünüyorum. 1960'ların modası 3 yıl öncesine kadar günümüzde güldürtecek kadar garipserken şimdi tekrar modanın içinde yer alıp algımızda farklılıklar yaratmaya başladı. Son 4 yıl'da tüm arabaların tasarımları daha dışbükey ve kübik hatlara dönüşürken 10 yıl öncesinde küt sert çizgili tasarımlar vardı.
Kahve içme kültürü Starbucks, HouseCafe, Gloria Jeans gibi markalarla özdeşleşmeye başladı. Yada buna benzer yeni Frenchchise'larla antin kuntin soslarla bildiğimiz tavuk Chicken Casserole oldu.
Biraz biçimli görünüme adapte olurken yozlaşmaya başladık. Yozlaşmak anlamını farklı anlamayalım. Kendi alışkanlıklarımızdan uzaklaşmaya belki daha keyifli ama daha farklı bir görünüme kavuşmayı ifade etmek isterim. Ciddi bir değişim, ciddi bir süreçteyiz. Artık Ikea dergilerinde enerji tasarruflu lamba kullanırsanız şu kadar karbondioksit daha az dünyayı kirletiriz gibi kitle mesajları ile satış politikaları güdülmeye başlanmış. Yaşam - Kültür - Çocuk - Aile kültürleri, hayatlarımız bu kadar değişim içerisinde iken zaman zaman ciddi çelişkilerde kalsa da kimimiz halen sahip olduklarının değerini biliyor ve korumaya çalışıyor. Benim için hayranlık uyandıran bir duruş. Umarım nedenler ve dayanaklar hayranlık uyandıracak kadar güzeldir.
Bazılarımızda değişme daha farklı bir yaklaşımla değişim olarak algılamaktan çok gereklilik olarak yaklaşır. Ekonomik kültürel nedenlerden bağımsız narsist bir bünyeye sahip oldukları için olabilir belkide.
Biçimler hayatımızı şekillendiren zamanla değişen ve bazende değiştiren renkli, somut bazen soyut duygulara sürüklediği gerçeklerdir. Farklı Biçimlerin yan yana gelmesiyle oluşturdukları şekiller bazen gülümsetici bazende bezdirici olsa da ne yaptığının farkında olmak güzel bir şey.
Benimsediğin gibi yaşa,
Selamlar...
28 Ekim 2010 Perşembe
25 Ekim 2010 Pazartesi
Kızarsın çünkü ...
Bazen hayatımızda yıllar akar gider ve içerisinde irili ufaklı yüzlerce minik hatıraları vardır. Zamanla bazen güzelleşen hatıralar yenilerini getirirken bazıları yenilerinde çalıp eskisinden beslenirler.
Bazı hatalarımız vardır geri dönülmeyen. Belki hata deriz belki değil ama gerçek aslında nettir. Parlak ve pürüzsüzdür.
Bazı günler vardır günün bitmesini dilediğimiz, bazı günler vardır bitmesini dilemediğimiz. Bazı yaşananlar vardır unutmak istediğimiz. Unutamaz esiri olursunuz, içinizde beslediğiniz bir çocuk olur. Düşündükçe kederlenir ve içinizi kemirir.
Bazen anlatamazsınız derdinizi cümlelerle. Cümleler anlamsızdır anlıktır iletişim için kullanılır. Çözümsüz duyguları ifade etmekte yetersiz kalır. Doğrular vardır hayatımızda kabullendiğimiz. Bu doğruları değiştirenlerde...
Hayat esnektir, esnetmeyi çok severseniz yüzünüze sert bir cetvel gibi zaman zaman çarpabilir. Hatalar insanlar içindir. Yanlışlarda bizim içindir. İncinmek yada bazen incitmek.
Özgürce bağırıp çağırmakta güzeldir. Dinlemeden ne dediğini bilmeden. Bazen çirkinleşir bezen şirinlenir. Ama özgürlüğün tadı dilindedir. Umursamazsın cümlelerin keskinliğini. Kanatılmış sözcüklerdir bazen şeker gibidir.
Bazen bir yıla hayatı sığdırırsın, bazense bir ömürde bu bir yılı dahi yaşayamazsın. Yeri doldurulabilir insanlar vardır yada doldurulamayan.
Hayatında hatta ailenden biri vardır hayatına destek derken köstek olan.
Kızarsın çünkü ne olduğunu anlatamadığın ne olduğunu anlamadığın bir hayatın içinde bilinçsizce bencilce yanlışlar yaparsın.
Kızarsın çünkü bazen ne yaparsan yap adı hep yanlıştır .
Bazı hatalarımız vardır geri dönülmeyen. Belki hata deriz belki değil ama gerçek aslında nettir. Parlak ve pürüzsüzdür.
Bazı günler vardır günün bitmesini dilediğimiz, bazı günler vardır bitmesini dilemediğimiz. Bazı yaşananlar vardır unutmak istediğimiz. Unutamaz esiri olursunuz, içinizde beslediğiniz bir çocuk olur. Düşündükçe kederlenir ve içinizi kemirir.
Bazen anlatamazsınız derdinizi cümlelerle. Cümleler anlamsızdır anlıktır iletişim için kullanılır. Çözümsüz duyguları ifade etmekte yetersiz kalır. Doğrular vardır hayatımızda kabullendiğimiz. Bu doğruları değiştirenlerde...
Hayat esnektir, esnetmeyi çok severseniz yüzünüze sert bir cetvel gibi zaman zaman çarpabilir. Hatalar insanlar içindir. Yanlışlarda bizim içindir. İncinmek yada bazen incitmek.
Özgürce bağırıp çağırmakta güzeldir. Dinlemeden ne dediğini bilmeden. Bazen çirkinleşir bezen şirinlenir. Ama özgürlüğün tadı dilindedir. Umursamazsın cümlelerin keskinliğini. Kanatılmış sözcüklerdir bazen şeker gibidir.
Bazen bir yıla hayatı sığdırırsın, bazense bir ömürde bu bir yılı dahi yaşayamazsın. Yeri doldurulabilir insanlar vardır yada doldurulamayan.
Hayatında hatta ailenden biri vardır hayatına destek derken köstek olan.
Kızarsın çünkü ne olduğunu anlatamadığın ne olduğunu anlamadığın bir hayatın içinde bilinçsizce bencilce yanlışlar yaparsın.
Kızarsın çünkü bazen ne yaparsan yap adı hep yanlıştır .
14 Ekim 2010 Perşembe
Düzensizlik Dengesi
Düzen mi Haha :)
"Asla beceremediğim ama ara sıra etkisi altına girdiğim cümle "
Düzensizlik içinde düzenli bir hayat yaşamaya çalışmak bence daha eğlenceli. Programlı, düzenli, sistemli olmak aslında genel geçer bir doğru olduğunu hepimiz biliyoruz. Titiz, düşünceli başkalarını rahatsız etmeden edepli olmak aslında doğru. Tabi patavatsız, düşüncesiz ve saygısız olalım kesinlikle demiyorum.
Düzenli ve sistemli çalışmak hem zaman açısından hem verimlilik açısından daha değerli. Daha kabul görülen bir mantık. Arabaya benzin koymadan yola çıkmak saçmalık olur. İki konuyu birbirinden ayırmak lazım. Hayatımıza, işimize ve yaşantımıza düzen getirip bu düzen doğrultusunda yaşamak elbette güzel. Ama bu düzenin kölesi olup iç güdülerimizi, isteklerimizi, neşemizi, özgürlüğümüzü bastıran ve sosyolojik etkiler altında kurallarla yaşamak biraz korkutucu.
Biraz olaylara ve olgulara manevi açıdan yaklaştığımızda bazen biraz kaderci bazen de materyalist olabiliyoruz. Hayata hangi açıdan baktığımızla, yada hayattan ne beklediğimizle biraz alakalı. Her bir bireyin beklentileri yaşadığı deneyimlerle, değerleri ile çeşitli beklentiler oluşturabiliyor. Bu beklentiler bireyin içinde ki hayatın ona sunması gerektiği yada onun bu hayattan edinmesi gerektiği olgular olabilir.
Dini inanç, insan sevgisi, hayvan sevgisi, hayat sevgisi, çocuk sevgisi gibi kavramlar hayatımızın farklı evrelerinde farklı oranlarda ağır basmaya başlıyor. 60 yaşına gelen koministler bir anda dindar olabilirken, 30'lu yaşların ortalarında olan bir bayanın çocuk sevgisi ağır basabiliyor. Bu noktadan hareketle hayatımızın düzeni bulunduğumuz yaş aralığı ile farklı bir düzene girebiliyor. Belkide düzensizleşebiliyor.
Hayat bir akarsu gibi akan; bazen şiddetli, bazen durgun, bazen şeffaf, bazen bulanık bir çok hali olduğunu düşünürsek en iyi düzeni akarsunun hangi evresinde olduğunu tayin ederek ortaya çıkarabiliriz.
Spontane, önsezilerle, sorumluluk duygusu çerçevesinde özgür ve bir o kadar'da yazın sıcaklığında ki serinliği ile yaşamanın daha keyifli olduğunu düşünüyorum. Bizler ne askıyız nede askıya asılacak olanlardanız. Bizler canlıyız, hayatın güzelliklerini algılayabilecek varlıklarız, yardım edebilecek, konuşabilecek, dinleyebilecek, üretebilecek, doğanın en nadide parçalarıyız.
Doğa'nın kanunlarından, hayatından, kurgusundan uzaklaşmadan tadına varabilmeliyiz diye düşünüyorum.
Düzensizlik demiyorum, biraz spontan, biraz özgür yaşayalım diyorum.
Kötü mü diyorum :)
"Asla beceremediğim ama ara sıra etkisi altına girdiğim cümle "
Düzensizlik içinde düzenli bir hayat yaşamaya çalışmak bence daha eğlenceli. Programlı, düzenli, sistemli olmak aslında genel geçer bir doğru olduğunu hepimiz biliyoruz. Titiz, düşünceli başkalarını rahatsız etmeden edepli olmak aslında doğru. Tabi patavatsız, düşüncesiz ve saygısız olalım kesinlikle demiyorum.
Düzenli ve sistemli çalışmak hem zaman açısından hem verimlilik açısından daha değerli. Daha kabul görülen bir mantık. Arabaya benzin koymadan yola çıkmak saçmalık olur. İki konuyu birbirinden ayırmak lazım. Hayatımıza, işimize ve yaşantımıza düzen getirip bu düzen doğrultusunda yaşamak elbette güzel. Ama bu düzenin kölesi olup iç güdülerimizi, isteklerimizi, neşemizi, özgürlüğümüzü bastıran ve sosyolojik etkiler altında kurallarla yaşamak biraz korkutucu.
Biraz olaylara ve olgulara manevi açıdan yaklaştığımızda bazen biraz kaderci bazen de materyalist olabiliyoruz. Hayata hangi açıdan baktığımızla, yada hayattan ne beklediğimizle biraz alakalı. Her bir bireyin beklentileri yaşadığı deneyimlerle, değerleri ile çeşitli beklentiler oluşturabiliyor. Bu beklentiler bireyin içinde ki hayatın ona sunması gerektiği yada onun bu hayattan edinmesi gerektiği olgular olabilir.
Dini inanç, insan sevgisi, hayvan sevgisi, hayat sevgisi, çocuk sevgisi gibi kavramlar hayatımızın farklı evrelerinde farklı oranlarda ağır basmaya başlıyor. 60 yaşına gelen koministler bir anda dindar olabilirken, 30'lu yaşların ortalarında olan bir bayanın çocuk sevgisi ağır basabiliyor. Bu noktadan hareketle hayatımızın düzeni bulunduğumuz yaş aralığı ile farklı bir düzene girebiliyor. Belkide düzensizleşebiliyor.
Hayat bir akarsu gibi akan; bazen şiddetli, bazen durgun, bazen şeffaf, bazen bulanık bir çok hali olduğunu düşünürsek en iyi düzeni akarsunun hangi evresinde olduğunu tayin ederek ortaya çıkarabiliriz.
Spontane, önsezilerle, sorumluluk duygusu çerçevesinde özgür ve bir o kadar'da yazın sıcaklığında ki serinliği ile yaşamanın daha keyifli olduğunu düşünüyorum. Bizler ne askıyız nede askıya asılacak olanlardanız. Bizler canlıyız, hayatın güzelliklerini algılayabilecek varlıklarız, yardım edebilecek, konuşabilecek, dinleyebilecek, üretebilecek, doğanın en nadide parçalarıyız.
Doğa'nın kanunlarından, hayatından, kurgusundan uzaklaşmadan tadına varabilmeliyiz diye düşünüyorum.
Düzensizlik demiyorum, biraz spontan, biraz özgür yaşayalım diyorum.
Kötü mü diyorum :)
10 Ekim 2010 Pazar
Neyimiz Var Bizim ?
Deli divane olduğumuz yılları geride bırakmaya başladığımız otuzlu yaşlarda hayatın avcumuza bırakmış oldukları herkes için farklılık göstersede değerli kazançlarımız çok az olsa gerek.
Kazandıklarımız sizce neler, muhteşem bir kariyer veya ölçülebilir miktarda para mı ? Yada yardıma ihtiyacı olan insanlara yardım edebilmek mi ? Pahalı bir arabamı ? Yada güvenilir ama moron bir koca mı ? Yada güzel bir eş mi ? Belkide bunların hepsi ... Belkide hiç biri...
İnsanoğlu yaratıldığı günden bu yana hep sahip olduğundan daha fazlasını istemekle bazen sahip olduklarını yitirmiş bazen sahip olduklarına yenilerini eklemiş. Büyüyen imparatorluklar gibi... isteme arzumuz hiç bitmeksizin içimizi tüketen tehlikeli bir silah gibi içimizdeki ikinci kişiliğe baskı ile benliği ele geçirmesi bazen kaçınılmaz olabiliyor.
Yaşadığımız hayat çıkarlar üzerine kurulmuş , karşılık dengesi üzerine oturtulan maddi ve manevi değişim üzerinde hayat bulurken, bunlardan arınmış ilişkiler belkide dostluklar sahip olduğumuz en değerli varlıklarımızdır diyebilirim.
Kazandıklarımız sizce neler, muhteşem bir kariyer veya ölçülebilir miktarda para mı ? Yada yardıma ihtiyacı olan insanlara yardım edebilmek mi ? Pahalı bir arabamı ? Yada güvenilir ama moron bir koca mı ? Yada güzel bir eş mi ? Belkide bunların hepsi ... Belkide hiç biri...
İnsanoğlu yaratıldığı günden bu yana hep sahip olduğundan daha fazlasını istemekle bazen sahip olduklarını yitirmiş bazen sahip olduklarına yenilerini eklemiş. Büyüyen imparatorluklar gibi... isteme arzumuz hiç bitmeksizin içimizi tüketen tehlikeli bir silah gibi içimizdeki ikinci kişiliğe baskı ile benliği ele geçirmesi bazen kaçınılmaz olabiliyor.
Yaşadığımız hayat çıkarlar üzerine kurulmuş , karşılık dengesi üzerine oturtulan maddi ve manevi değişim üzerinde hayat bulurken, bunlardan arınmış ilişkiler belkide dostluklar sahip olduğumuz en değerli varlıklarımızdır diyebilirim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)